|
Abalamak |
Çocuğun emeklemesi. |
|
Abalatmak: |
Dizler ve eller üzerinde yürütmek. |
|
Abalı: |
Yoksul Fakir. |
|
Abamak: |
1.Bir nesneyi başka bir nesnenin üzerine
eğimli ve birini öbürünün desteğine bağımlı kılma. Ör.:Kalasları duvara
abadılar. |
|
|
Sorumluluğu ve olayın yaptırımını birine
yüklemek. Ör.:Kendileri hırsızlık yaptılar, mahallenin garibine
abayıverdiler. |
|
Abari: |
Şaşkınlık ifadesi |
|
Abayı yakmak: |
Aşık olmak. |
|
Abdesthane: |
Tuvalet |
|
Abıca / Abuca |
Babanın erkek kardeşi, amca. |
|
Aboğ |
Şaşma ve korku ünlemi |
|
Abra: |
Dara, terazinin darası (Tartarken terazinin
abrasını al,haksızlık olmasın) |
|
Acı kireç |
Sönmemiş Kireç |
|
Adım kesmek: |
Yürüme yaşı geldiği halde yürüyemeyen
çocuğun yürümesini temin etmek üzere çocuğun ayakları arasına bağlanan
ipin |
|
|
kesilmesi şeklinde cereyan eden bir batıl
inanç. |
|
Afat: |
Afetler, belalar, kıranlar. Şiddetli sel. |
|
Afirmek: |
Çalmak, alıp gitmek |
|
Afur : |
Hayvanların, saman, ot, yem ve benzeri
yiyeceklerini yemeleri için, beton veya ağaçtan yapılmış oluk şeklinde
kap. |
|
Ağanın |
Abisinin:Kendisinden küçüğe hitap etmek için
kullanılır. |
|
Ağdurmak: |
Bir dengin, hayvan yükünün veya terazi gibi
eşitlik gerektiren durumlarda dengenin bozularak daha ağır tarafa
meyletmesi |
|
|
yada yıkılması. |
|
Ağırlama: |
Çankırı'da çekilen üç bölümlük halayın ilk,
giriş kısmı. |
|
Ağızbağı: |
İçine tahıl cinsinden şeyler konulan
çuvalların ağızını bağlamaya yarayan ve çoğu kere çuvalın ağız kenarına
sabitlenmiş |
|
|
İolarak bulunan ip ki; daha çok "Ağızbâ"
şeklinde kelimenin sonundaki "a" harfi uzatılarak telaffuz edilmektedir. |
|
Ağmak |
Örümceğin ağ üzerindeki hareketine benzer
şekilde ağır ağır yukarı doğru tırmanmak veya aşağı doğru inmek. “Bulut
|
|
|
gökyüzüne doğru ağdı" |
|
Ağrı: |
Doğru, dolayı, üzerinden (Ankara'ya
Şabanözünden ağrı gidecekler) |
|
Ağsamak/Ağsak |
Aksamak/aksak kelimelerinin yöresel ağızdaki
söylenişi. |
|
Ağu: / Avu |
Zehir |
|
Ağzı pek: |
Sır vermeyen |
|
Ağzına keşkek: |
Şaşkınlık ifadesi |
|
Ahlat: |
Yaban(evcilleşmemiş)armut ağacı. |
|
Ahraz/Araz |
Dilsiz, konuşamayan, lal anlamında
kullanılır. |
|
Ahret Suali |
İnce ince sorgulamak. |
|
Ak buğday : |
Kılçıksız ve oldukça yumuşak bir
buğdaytürüdür. |
|
Akçıl: |
Beyazımtrak, beyaza çalan. |
|
Akıldane: |
Yol gösteren, kılavuzluk yapan (Akıl hocası) |
|
Akpak: |
Ter Temiz |
|
Alaçakır: |
Yarı olmuş meyve, yeni olgunlaşmaya başlamış
armut veya ahlat. |
|
Alakar: |
Kış mevsimimin ilk günlerinde yağan ve
yeryüzünü tamamen kapatmayan ve yer yer toprak görülen hafif kar. |
|
Alamuk: |
Bulutlu,durgun ve çok sıcak hava. |
|
Alasemet: |
Alelacele, gelişigüzel. |
|
Alatirik: |
Elektrik. |
|
Alav (Alev) : |
Yanan maddeler ya da gazlardan türlü
biçimlerde uzanan ışıklı ateş. |
|
Albermek: |
Alıp gelmek. |
|
Algun: |
Kapalı su yolu, kanal |
|
Alimallah: |
Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak
için "Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz. |
|
Allasen: |
Allahını seversen |
|
Alma: |
Elma |
|
Alnının Şakı |
Alnının ortası |
|
Aluç (Alıç) : |
Gülgillerden, kırlarda yetişen yabani bir
ağaç. |
|
Amanin: |
Aman Allah'ım karşılığı kullanılan şaşkınlık
nidası. |
|
Amarat: |
Çalışkan,işbilir,hamarat. |
|
Amarkan: |
Amerika. |
|
Amel: |
İshal,tırık |
|
Anadut: |
Eskiden kullanılan Buğday sapı yüklemeğe
mahsus üç kollu alet . |
|
Analık: |
Üvey anne. |
|
Anay anay |
Seni Gidi seni : sıkılma ifadesi |
|
Anay veran anay |
Bıktırıcı kötülük, dert |
|
Angır: |
Bacak |
|
Angırak: |
Bacağın diz kapağı bölgesi |
|
Aparlo: |
Hoparlör |
|
Apış kurmak |
Bağdaş kurmak. |
|
Apışmak: |
Dik bir sonuçla karşılaşmak |
|
Apteslik |
El yüz yıkama yeri |
|
Aralamak: |
Çalmak |
|
Aralık: |
Sokak veya evin giriş kısmındaki hol. |
|
Arap: |
Fotoğraf negatifi. |
|
Arappazarı: |
Toptan,kabala |
|
Âraz: |
Sağır ve Dilsiz. |
|
Arın: |
Karşı, yamaç, görünen yüz (Ör. Güneşin
arnında oturma, sıcak geçer) |
|
Artımuk: |
Bir kısmı yenilmiş yemek, bir kısmı
yenildikten sonra arta kalan yiyecek. |
|
Arzuman: |
Heves |
|
Asortik: |
Sosyetik |
|
Asu: |
Âsi, isyankar |
|
Aş yirmek |
Kadınlar yüklülük dolayısıyla bazı yemekleri
seçip bazılarından nefret etmek. |
|
Âşa:/Anşa |
Ayşe |
|
Aşırt: |
Sütre gerisi, tümsek ya da tepe arkası,
bakıldığında görülemeyen ufuk gerisi. |
|
Aşketmek/aşırmak: |
Tokat vurmak, şamar indirmek, olanca gücüyle
vurmak. |
|
Aşlak: |
Aşılanmış,aşı yapılmış, ahlat ağacının
aşılanması suretiyle elde edilen meyve ağacı. |
|
Atmuk: |
İnsanlarda ve hayvanlarda erkeklik suyu,
meni veya sperm. |
|
Avanah: |
Kolaylıkla kandırabilen kimse.Avanak |
|
Avla - Avlu: |
Evin önündeki duvarla kapalı üstü açık
bahçe. |
|
Avrat: |
Eş,zevce,karı , kız |
|
Avsunlamak: |
Zehirli hayvan sokmalarına karşı okuyup,
üfleyerek bağışıklık kazandırmak, şerbetlemek. |
|
Avurtlak: |
Ağzındaki bir rahatsızlık veya iltihap
sebebiyle yanakları şişmiş, avurtları normalden çok daha kabarık hale
gelmiş olan. |
|
Avuz: |
İneğin doğum sonrasında, koyu kıvamdaki ilk
sütü |
|
Ayağı ağırlı: |
Hamile,gebe kadın. |
|
Ayak bağı kesme: |
Yürüme çağı geldiği halde yürüyemeyen
çocukların ayaklarına ip bağlayarak, cami önüne götürülür. |
|
|
Camiden ilk çıkan kişi bu ipi keser. Buna
denir. |
|
Ayak yolu: |
Tuvalet |
|
Ayaklı: |
Merdiven |
|
Ayımantarı: |
İçi boş,yenilmez bir mantar. |
|
Aynalı: |
Yünden örülen çoraplarda bir motifin adı. Bu
motifle örülen çoraplar da motifin adıyla anılır. |
|
Ayru: |
Ayrı |
|
Azdurucu: |
Kötülüğe teşvik eden |
|
Azgun: |
Azgın |
|
Azumsumak: |
Azbulmak,yetersiz |
|
Azık |
Yemek |