|
Bir
"Garip" Orta Anadolu Kenti: Çankırı
|

" Keçisi Bol Memleket"
Çankırı, Ankara'ya 131 km. uzaklıkta yalnız bir Orta
Anadolu kenti. Ankara'nın gölgesinde kalmış, eline biraz
para geçenin terkedip uzaklaştığı bir yer.
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden birisi olan Çankırı'nın
geçmişi neolitik dönemlere kadar uzanmakta. Hititlere ait önemli
yerleşimlere sahip olan kenti, sırasıyla Frigler, Kimmerler,
Persler işgal etmiş. Büyük İskender'in de geçtiği Çankırı'ya
daha sonra Galatlar, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslılar
sahip olmuş.
1074'te Emir Karatekin tarafından Danişment
Beyliği topraklarına katılmış.Kengiri'ya Oguz Boylarından ondokuz boy yerleşmiş,
bunlara ait otuzbeş yer adı tespit edilmiştir.
Cevdet Türkay, “Başbakanlık arşiv belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda;
oymak, Aşiret ve Cemaatlar” adlı araştırmasında,Kengiri'ye yerleşen
Oymak ve Obalarınlarından bazıları;
Arablıibrahim (Arabluibrahim),
Cece, Ceceli (Cecelü, Çeçeli Çeçelü),
Cihanbeğli (Cihanbeğlü, Cihanbeğlü nam-ı diğer Yedi boy),
Kasım, Kasımlar (Kasımlı, Kasımlu),
Karaşeyh, Karaşeyhler, (Karaşeyhli, Karaşeyhlü, Karaşeyhli Avşarı, Karaşıh),
Göndüşlü (Gündüşlü), Gündeş, Gündeşli, (Gündeşlü, Güldeşli, Güldeşlü)
Galatlar kente "keçisi bol memleket" anlamına
gelen Ganrea adını koymuş. Bu ad zaman içinde küçük değişikliklere
uğrayarak Cancari, Gangaris, Kangri, Kengiri şeklini almış,
nihayet 9 Nisan 1925'te TBMM tarafından Çankırı olarak düzeltilmiş.
|

Koruma altına alınan bir han (üstte)
ve bir ev (altta)
|
Çankırı Kalesi
150 metre yüksekliğinde bir tepenin üstünde
bulunan kale Romalılardan kalma. Zaman içinde birçok
kez tamir görmüş. Bugün ise tam anlamı ile bir
harabe halinde. Ortalıkta sağlam bir yapı yok. Ama,
elinizi nereye atsanız bir Roma dönemi çanak-çömlek
kalıntısına ulaşmamanız mümkün değil. Muhtemelen
ciddi bir yüzey araştırması bile yapılmamış.
Kalede Emir Karatekin'in türbesinin bulunması
tepeyi bir ziyaret yeri haline getirmiş. Güzel
havalarda hafta sonu neredeyse tüm Çankırılıların
piknik yaptığı bir yer.
Çankırı Evleri
Kent, kalenin bulunduğu tepenin yamaçlarına
kurulmuş. Geçirdiği depremler nedeniyle birçok kez yıkılan
Çankırı'da geleneksel evler iki katlı. Kışlık
olarak adlandırılan birinci katta mutfak ile yemek ve
oturma odaları, yazlık denilen ikinci katta ise
misafir odası bulunmakta. Kesme taş su basmanı üzerine
ahşap çatkı arası kerpiç dolgu kullanılmak
suretiyle yapılan evlerin halen 57'si tescil edilerek
korunma altına alınmış, ancak bunların önemli bir
kısmı oldukça harap vaziyette(1).
İki Önemli Yapı
Çankırı'da görülmesi gereken iki önemli yapı
var. Bunlardan biri kentteki tek Selçuklu eseri olan
Cemalettin Ferruh Darülhadisi. 1235 tarihinde yapılan
şifahaneye, 1242 yılında darülhadis eklenmiş. Zaman
içinde şifahane yıkılmış, darülhadis ise bütünüyle
ayakta. Bir kapı üzerinde bulunan ve "tıbbın
sembolü" olarak kabul edilen, başları
birbirlerine karşılıklı gelecek şekilde birbirine
sarılmış iki yılan kabartmasının aslı kaybolmuş,
bugün yerinde replikası bulunuyor(2).
|
|
Diğer eser ise 1522-1538 yılları arasında inşa
edilen halk tarafından Büyük Cami veya Ulu Cami
olarak da anılan Sultan Süleyman Camii. Mimar Sinan dönemi
eserlerinden olan camiyi, Sadık Kalfa inşa etmiş.
Cami, bugün özgün halinden bir hayli uzaklaşmış,
bilinmeyen bir tarihte yapılan eklemeler kolayca görülebiliyor.
Cami içindeki bazı sütunlar, inşaatta çevrede
bulunan bazı eski eserlerden "faydalanıldığını"
göstermekte.

Darülhadis
|

Sultan Süleyman Camii
|
|
"Farklı" Bir Müze
Çankırı Müzesi mekan olarak diğer müzelerden çok
farklı olarak beş katlı bir binanın ikinci katında
bulunuyor. Müze'nin arkeoloji bölümünde eski Tunç,
Hitit, Helen, Roma ve Bizans dönemleri ile ilgili
eserler mevcut. Müzenin en ilginç parçalarından biri
olan ve şifahaneden getirilen üzerinde eczacılığı
temsil eden kadehe sarılmış yılan kabartmasının
bulunduğu heykel, geçen yıl vuku bulan depremde üzerinde
durduğu kaideden düşerek kırıldığı için depoya
kaldırılmış!
Müze'nin son derece zengin bir Roma dönemi cam
eserler koleksiyonuna sahip olduğu söyleniyor, ama o bölümün
kapıları "sıradan" ziyaretçilere kapalı
olduğu için görülemiyor!!!
Geçen yüzyılın salnameleri Çankırı sancağı
ile Kalecik ve Tuht (bugünkü adıyla Yapraklı)
nahiyelerinde az sayıda da olsa Rumların ve
Ermenilerin yaşadığını kaydetmekte. Sanırım, Müze'nin
en güzel eserleri, bu gayrımüslimlerden kalan birkaç
ikona parçası (3).
|
Korutekin tepesine sonradan konulmuş bir çeşme
(Solda) Geçen yüzyıldan ikonalar
|

|
Taşınan Saat Kulesi
Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte
100 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan saat kulesi
1948 yılında bulunduğu yerden kaldırılarak bugün
apartmanların çevrelediği bir sokağa taşınmış.
Yaklaşık 15 metre yüksekliğinde olan kulenin fotoğrafını
çekerken yanınıza yaklaşan bir kadının "eski
kitap ister misiniz?" diye sormasına şaşırmayın.
Cevabınız "evet" olursa kısa bir beklemeden
sonra elinize cildi gerçekten güzel olan 1890 Matbaa-i
Amire baskısı bir Atlas gelecektir. Ama, istenen fiyat
o kadar yüksektir ki, size sadece kitabı şöyle bir
karıştırıp geri vermek düşecektir.
...Ve Tuz
Çankırı'ya giderken aklıma çocukluğumda dinlediğim
bir masal geldi: Padişah bir gün üç çocuğunu çağırır.
"Ben artık ihtiyarladım, yerime sizden biri geçecek,
bana en güzel hediyeyi getirene tahtımı bırakacağım"
der. Şehzadelerden biri dünyayı gezer dolaşır,
babasına en değerli mücevherleri getirir. Diğer şehzade
babasına son derece kıymetli silahlar hediye eder. En
küçük şehzade ise babasına bir avuç tuz verir ve
"seni tuz kadar seviyorum" der. Padişah en küçük
şehzadeye kızar, "beni seve seve tuz kadar mı
seviyorsun, getire getire bir avuç tuz mu
getiriyorsun" der ve hapse attırır. Gel zaman git
zaman, padişah hasta olur, doktorlar "kesinlikle
tuzlu yememeniz gerekir" derler. Padişah o tatsız-tuzsuz
taamları yemeğe başlayınca en küçük oğlunun değerini
anlar ve tahtını ona bırakır.
|
Tuz, Çankırı'nın en önemli gelir kaynağı. Kentin yakınında
olan ve Hititlerden beri işletilen tuz ocakları kent
ekonomisinde büyük bir yer tutmakta. Bir kilo tuzun ocaklardan
çıkış fiyatının 10.500 TL. olduğu, işlenmiş mutfak
tuzunun ise marketlerde kaça satıldığı dikkate alınırsa
tuzun Çankırı için önemi açıkca ortaya çıkar.
1869 tarihli Kastamonu salnamesinin Çankırı ile ilgili bölümünde
"işbu memleha [tuzla] Kengırı'ya üç saat mahâlde bir
dere içinde kâin [bulunan] bir mağarada olup müşterileri mağara
kapısından hayvanlarıyla içeri girerek yarım ve bir saat
kadar yer altında giderek ocak tabir olunur mahallerden mum şavkıyla
[ışığında] tuz kat' [keserek] ile hayvanlarına tahmîlen
[yükleyerek] mağara kapısına çıkarlar..."
denilmektedir(4). Belki de o zamanlar ocaklarda dolaşan bir eşeğin
mumyası dünü anımsatmakta.
Yeraltında kilometrelerce uzayan tuz galerilerinde gezmek
insana sanki başka bir dünyada yaşanılıyormuş hissini
vermekte(5).
Ne Yenir?
Çankırı'da "aman kaçırmayın, mutlaka tadına bakın"
denilecek türden yerel bir tad yok. Ama, kenti Pazar günü
ziyaret ederseniz, mahalli pazarda köylü kadınlar tarafından
çok ehven fiatlarla satılan tulum peyniri ile beyaz peynirin
tadına bakmayı da unutmayın. Bir de eğer mevsimi ise (Mayıs
sonu/Haziran başı gibi) sarı renkli kirazları es geçmemek
gerekir. Ama kirazı ağzınıza atarken Çankırı
mapushanesinde yatan Nazım Hikmet ustanın "Bilmiyorum,
neden/aklımda hep/ilkönce senden duyduğum/Çankırılı bir cümle
var/Pamukladı mıydı kavaklar/kiraz gelir ardından"
dizelerini de anımsamak gerekir.
Sonuç olarak, eğer hareketten, iyi-kötü yeni bir yerleri
gezip görmekten hoşlanıyorsanız, bir gününüzü Çankırı'ya
ayırmakta sakınca yok derim.
Meraklısı için notlar:
(1) Geniş bilgi için bkz: Gökçe Günel-Murat Güler;
"Çankırı Evleri", Kültür, Mart-Nisan 1993, No:
98, ss: 48-57.
(2) Geniş bilgi için bkz: Ferruh Toruk; "Çankırı Dârüşşifası",
Vakıf ve Kültür, yıl: 2, cilt; II, No: 6, Aralık-1999, ss:
20-24.
(3) Anadolu'daki en güzel ikona koleksiyonlarından birisi
Sinop Müzesi'nde bulunmakta. Ama Müze restore edildiği için
ziyarete kapalıymış, tıpkı Amasra Müzesi'nin olduğu gibi!
(4) Geniş bilgi için bkz: Sâlnâmelerde Çankırı/Kastamano
Vilâyeti Sâlnâmelerinde Çankırı (Kengırı) Sancağı
(1869-1903), (yay. haz.: Ömer Türkoğlu), Çankırı Valiliği
yay., Çankırı-1999, ss: 614.
(5) Tekel tarafından işletilen Çankırı kaya tuzu ocaklarını
gezmek için Turizm Müdürlüğü'nden ve Emniyet'ten önceden
izin almak gerekiyor. Ocakları, haftanın altı günü dinamit
patlatılarak çalışıldığı için ancak Pazar günü gezmek
mümkün.
M. Bülent Varlık (Econ/Stat'Ocak-76)
http://www.odtumd.org.tr/calismagr/yayin/bulten/102/hocam_cankiri.htm
|